الأرانب لا تبكي موتاها
قصة قصيرة جدا
للكاتب التونسي :ابراهيم درغوثي
اليوم الأول ، في الصباح الباكر ، في غفلة من الشمس،
غادرت الأرانب الجحر .
أولا ، خرج الأرنب الأسود ، الشرس ، المرقط بالأبيض .
اندفع من باب الجحر المحفور بعناية تحت زيتونة ، في جانب الوادي . قفز عاليا ، وغاب وراء الهضبة .
تبعه الأرنب الرصاصي وجلا . تشمم وجه الهواء الطري . عطس . التفت يمنة . التفت يسرة ، وغاب وسط الدغل .
جاء الأرنب البني ثالثا . وقف برهة في باب الجحر . هز رأسه ، وسلم على الشمس الكبيرة ، وقفز وراء الأرنب الرصاصي .
في المساء والشمس الثقيلة تختفي وراء الجبل ، أطل الأرنب الأسود من وراء صخرة ، ثم خفيفا قفز داخل الجحر . بعد دقيقة وصل الرصاصي فطنا يقظان النظرة ، إلا أن خطوه كان ثقيلا بعض الشيء . دس رأسه في باب الجحر ،، وغاب في الظلام . قفز الأرنب البني كالطيف وراء الرصاصي وهدأت الحركة أمام جحر الأرانب .
بعد ثلاثة أيام ، صباحا ، كان الأرنب البني أول من أطل من الباب
جاء بعده الرصاصي ، ثم الأسود ...
حين وصلت الشمس صرة السماء ، انهمر الرصاص على الأرانب .
وأظلم وجه السماء .
مساء ، قفز الأرنب الأسود داخل الجحر .
بعد دقيقة لحق به البني مهزوز الخطو ، يكاد يخطئ الباب .
بعد أسبوع ،في المساء الساكن كمقبرة مهجورة ، عاد الأرنب الأسود وحيدا إلى الجحر
بعد عشرة أيام ،غابت الشمس الذابلة ، ولم يطرق باب الجحر طارق .
بعد أسبوعين ، صباحا ، أطل من باب الجحر أرنب أسود مرقط بالأبيض
جاء وراءه أرنب رصاصي ، ثم تبعهما البني .
تشممت الأرانب العشب النابت أمام الجحر ، ولحست الطل من على الأزهار التي استيقظت لتوها ، ثم قفزت ، وغابت وراء الهضبة .
كانت الأرانب الثلاثة صغيرة .أكبر بقليل من فأر المنزل .
نطت خفيفة هنا وهناك داخل الحقل الفسيح . ثم ، وكأن تعب الدنيا كلها حط عليها ، فاقتربت من بعضها ، ونامت تحت ظل شجرة زيتون .
في المساء ،عادت الأرانب إلى الجحر . دخل الأرنب الأسود أولا ، ثم تبعه الرصاصي ، فالبني ...
وهبط الليل على الربوة . وازدان وجه السماء بنور القمر ...
TAVŞAN ÖLENLEİNE AĞLAMAZ
ÇOK KISA HİKAYE
İbrahim DARĞUTİ
İlk gün, kuşluk vaktinde, güneş uyarken
Tavşanlar çukuru bırakmış.
İlkin, beyaz noktalı canavarlaşmış kara tavşan çıkmıştı
Zeytin ağacının altında özenle eşilmiş olan çukurdan ansızın zıplamıştı, derenin yanında, yükseklere hoplayıp tepenin arkasında kaybolmuştu.
Onun ardı sıra boz tavşan gitmişti, yumuşak yel yüzüne esmişti. Tıskırdı. Sağ yönüne yüz çevirdi sonra da sol yönüne baktı, ve ormana doğru koşarak kaybolmuştu.
Ardında da kahve renkli tavşan bir saniyeye kadar çukurun kapısında durup başını kıpırdararak kocaman güneşi selamlamıştı, boz tavşanın izini takip etti.
Akşamleyin, ağır güneş dağların ardında kaybolurken, bir kayanın ardından kara tavşan göz önüne çıktı, hoplayarak çukura sığındı, bir dakikadan sonra boz tavşan açıkgözlüymüşcesine ulaştı, ancak adımları ağırmış gibi koşuyordu, başını çukurun kapısından sokmuş, karanlığa yutuldu, boz tavşanın arkısından bir hayal gibi kahve renkli tavşan zıplayarak gelmişti, çukurun kapısına ulaşır ulaşmaz kendini sakin tutmaya çalıştı.
Üç gün sonra, sabahleyin, kahve renkli tavşan çukurdan başını çıkaran ilk tavşan olmuştu
Ardından boz sonra kara tavşan oldu…
Güneş göğün merkezine ulaşır ulaşmaz, yaylım ateş tavşana yağdırıldı.
Gök ise kararmıştı.
Akşamleyin ise, kara tavşan çukura girmişti
Bir dakikadan sonra ayağı sapacakmış gibi ve kapıyı kaybedecekmişcesine kahve renkli tavşan kara tavşanı ulaşmıştı.
Bir haftadan sonra, tenha bir mezarlık gibi, sessizliklerle kuşatılan akşam, kara tavşan tek başına çukura dönmüştü,
On gün sonra, soluyan güneş batana dek, hiç kimse kapıya çalmadı.
İki hafta sonra, ve sabahleyin, beyaz noktalı kara tavşan çıkmıştı
Onun ardında boz bir tavşan meydana gelip daha sonra kahve renkli bir tavşan gelmişti,
Tavşanlar çukurun önündeki biten çimenin kokusunu koklayıp yeni uyanmış olan çiçeklerin üzerindeki biriken su damlalarını yalayarak zıplayıp tepenin arkasında kayboldular,
üç küçük tavşanlar evin farelerinden birazcık büyük idi
Geniş tarlanın içinde hafif hareketlerle hoplayıp zıpladılar, biraz sonra dünyada ne kadar yorgunluk varsa onların üzerlerine koyulmuş gibi oldu, birbirlerinden yaklaşarak zeytin ağacının gölgesinin altında uykuladılar.
Akşamleyin ise tavşanlar çukura geri dönmüştür, ilk olarak kara tavşan girmişti, ardından da boz tavşan sonra da kahve renkli tavşan girmişti….
Tepenin üzerine de gece perdelerini örtüp gökyüzü ay aydınlığıyla süslenmiştir…
قصة قصيرة جدا
للكاتب التونسي :ابراهيم درغوثي
اليوم الأول ، في الصباح الباكر ، في غفلة من الشمس،
غادرت الأرانب الجحر .
أولا ، خرج الأرنب الأسود ، الشرس ، المرقط بالأبيض .
اندفع من باب الجحر المحفور بعناية تحت زيتونة ، في جانب الوادي . قفز عاليا ، وغاب وراء الهضبة .
تبعه الأرنب الرصاصي وجلا . تشمم وجه الهواء الطري . عطس . التفت يمنة . التفت يسرة ، وغاب وسط الدغل .
جاء الأرنب البني ثالثا . وقف برهة في باب الجحر . هز رأسه ، وسلم على الشمس الكبيرة ، وقفز وراء الأرنب الرصاصي .
في المساء والشمس الثقيلة تختفي وراء الجبل ، أطل الأرنب الأسود من وراء صخرة ، ثم خفيفا قفز داخل الجحر . بعد دقيقة وصل الرصاصي فطنا يقظان النظرة ، إلا أن خطوه كان ثقيلا بعض الشيء . دس رأسه في باب الجحر ،، وغاب في الظلام . قفز الأرنب البني كالطيف وراء الرصاصي وهدأت الحركة أمام جحر الأرانب .
بعد ثلاثة أيام ، صباحا ، كان الأرنب البني أول من أطل من الباب
جاء بعده الرصاصي ، ثم الأسود ...
حين وصلت الشمس صرة السماء ، انهمر الرصاص على الأرانب .
وأظلم وجه السماء .
مساء ، قفز الأرنب الأسود داخل الجحر .
بعد دقيقة لحق به البني مهزوز الخطو ، يكاد يخطئ الباب .
بعد أسبوع ،في المساء الساكن كمقبرة مهجورة ، عاد الأرنب الأسود وحيدا إلى الجحر
بعد عشرة أيام ،غابت الشمس الذابلة ، ولم يطرق باب الجحر طارق .
بعد أسبوعين ، صباحا ، أطل من باب الجحر أرنب أسود مرقط بالأبيض
جاء وراءه أرنب رصاصي ، ثم تبعهما البني .
تشممت الأرانب العشب النابت أمام الجحر ، ولحست الطل من على الأزهار التي استيقظت لتوها ، ثم قفزت ، وغابت وراء الهضبة .
كانت الأرانب الثلاثة صغيرة .أكبر بقليل من فأر المنزل .
نطت خفيفة هنا وهناك داخل الحقل الفسيح . ثم ، وكأن تعب الدنيا كلها حط عليها ، فاقتربت من بعضها ، ونامت تحت ظل شجرة زيتون .
في المساء ،عادت الأرانب إلى الجحر . دخل الأرنب الأسود أولا ، ثم تبعه الرصاصي ، فالبني ...
وهبط الليل على الربوة . وازدان وجه السماء بنور القمر ...
TAVŞAN ÖLENLEİNE AĞLAMAZ
ÇOK KISA HİKAYE
İbrahim DARĞUTİ
İlk gün, kuşluk vaktinde, güneş uyarken
Tavşanlar çukuru bırakmış.
İlkin, beyaz noktalı canavarlaşmış kara tavşan çıkmıştı
Zeytin ağacının altında özenle eşilmiş olan çukurdan ansızın zıplamıştı, derenin yanında, yükseklere hoplayıp tepenin arkasında kaybolmuştu.
Onun ardı sıra boz tavşan gitmişti, yumuşak yel yüzüne esmişti. Tıskırdı. Sağ yönüne yüz çevirdi sonra da sol yönüne baktı, ve ormana doğru koşarak kaybolmuştu.
Ardında da kahve renkli tavşan bir saniyeye kadar çukurun kapısında durup başını kıpırdararak kocaman güneşi selamlamıştı, boz tavşanın izini takip etti.
Akşamleyin, ağır güneş dağların ardında kaybolurken, bir kayanın ardından kara tavşan göz önüne çıktı, hoplayarak çukura sığındı, bir dakikadan sonra boz tavşan açıkgözlüymüşcesine ulaştı, ancak adımları ağırmış gibi koşuyordu, başını çukurun kapısından sokmuş, karanlığa yutuldu, boz tavşanın arkısından bir hayal gibi kahve renkli tavşan zıplayarak gelmişti, çukurun kapısına ulaşır ulaşmaz kendini sakin tutmaya çalıştı.
Üç gün sonra, sabahleyin, kahve renkli tavşan çukurdan başını çıkaran ilk tavşan olmuştu
Ardından boz sonra kara tavşan oldu…
Güneş göğün merkezine ulaşır ulaşmaz, yaylım ateş tavşana yağdırıldı.
Gök ise kararmıştı.
Akşamleyin ise, kara tavşan çukura girmişti
Bir dakikadan sonra ayağı sapacakmış gibi ve kapıyı kaybedecekmişcesine kahve renkli tavşan kara tavşanı ulaşmıştı.
Bir haftadan sonra, tenha bir mezarlık gibi, sessizliklerle kuşatılan akşam, kara tavşan tek başına çukura dönmüştü,
On gün sonra, soluyan güneş batana dek, hiç kimse kapıya çalmadı.
İki hafta sonra, ve sabahleyin, beyaz noktalı kara tavşan çıkmıştı
Onun ardında boz bir tavşan meydana gelip daha sonra kahve renkli bir tavşan gelmişti,
Tavşanlar çukurun önündeki biten çimenin kokusunu koklayıp yeni uyanmış olan çiçeklerin üzerindeki biriken su damlalarını yalayarak zıplayıp tepenin arkasında kayboldular,
üç küçük tavşanlar evin farelerinden birazcık büyük idi
Geniş tarlanın içinde hafif hareketlerle hoplayıp zıpladılar, biraz sonra dünyada ne kadar yorgunluk varsa onların üzerlerine koyulmuş gibi oldu, birbirlerinden yaklaşarak zeytin ağacının gölgesinin altında uykuladılar.
Akşamleyin ise tavşanlar çukura geri dönmüştür, ilk olarak kara tavşan girmişti, ardından da boz tavşan sonra da kahve renkli tavşan girmişti….
Tepenin üzerine de gece perdelerini örtüp gökyüzü ay aydınlığıyla süslenmiştir…
تعليق